Düşman Gerçekten Dışarıda Mı?..

Çoğunlukla dost meclisinde veya yakınlarla sohbette beni kızdıran ve bir an önce sohbeti bırakıp ortamdan uzaklaştırma duygusu yaratan sözlerden birisi herhangi bir kişinin, “dünya şöyle, insanlar böyle” diyerek zehir zemberek sözleridir. İşte o an beni hafakanlar basar; neredeyse çıldırma durumuna girer, hemen müdahale etme duygusu ağır basar ve sohbete limon sıkacak sorular sorar, bir anda ortamda başka bir hava esmeye başlar…

Yaştan mıdır bilmem ama artık bazı sohbetlere sırf laf olsun diye katlanamıyor ve hoş göremiyorum. Kimsenin gözünde sevimli, anlayışlı olmak diye bir derdim yok. Zira bu yük çok ağır basıyor. Bir de meslek davranış bilimleri olunca insanların benden beklentileri bambaşka oluyor. Adam, akademisyen, davranış bilimci; doğal olarak sakin, anlayışlı, kızmayan, sinirleri alınmış, hata yapmayan, hoşgörüsü sınırsız ve geniş düşünen biri olarak görmek istiyor ama böyle bir insan yaşamda var olmadığı için – varsa ben bilmiyorum- bizler de insanız ve herkes gibi hatalarımız, yanlışlarımız var. Belki duygularımızı daha iyi yönetiyor olabiliriz ama bu bizlerin mükemmel ve kusursuz olduğunu göstermez ve başkalarının sandığı gibi olmak ve onların beklentilerine göre davranmak zorunda değiliz. Ayrıca bu bizlerde taşıması zor olan bir baskı yaratır ve kendimiz olmakta zorlanırız…

Bu nedenle doğal olmak, duygularını olduğu yaşamak,  unvanımız ve statümüz ne olursa olsun kendimiz olmaya hakkımız var herkes gibi. Sadece işimizi yaparken işimizin insanı olmak zorunluluktur ama farklılık ve üstünlüğümüz yok kimseden ve bizler de herkes gibi faniyiz ve insanca olan her şey bizler için de geçerlidir.

Demek istediğim şu ki, dünya; daha doğrusu insan ve insanlık var olduğundan beri hiçbir zaman mükemmel olmadı. Tarihe şöylem bir göz atarsak savaşlar, felaketler, acımasızlıklar insanlık tarihini özetler. Bu dünya hiçbir zaman iyi olmadı; olmayacak insanların açgözlülükler, nefreti, bencillikleri ve doymaz bilmeyen hırsları dünya tarihinin yönünü belirliyor. Güçlü olan kuralı koyuyor. Bu nedenle şöyleydi, böyleydi artık bunları duymak ve o tür sohbetlere kendim zaman ve enerji harcamak istemiyorum. Daha dingin, daha kendini bilen, hırslarını yenmiş, kendisi, ailesi, ülkesi ve insanlık adına güzel düşünen, güzel davranan ve bu yönde iyi şeyler yapmaya özen gösteren insanlarla olmak, yarenlik yapmak, zaman geçirmek isterim. Yanında bulunmaktan zevk alacağım, kendisinden bir şeyler öğreneceğim, dinlemesini ve konuşmasını bilen, kültürlü, bilgili, anlayışlı, sevecen; doğa ve hayvan dostu, kötülüklere ve felaketlere direnci olan ve bu tür nobranlıklara tepki veren insanlarla zaman geçirmek isterim. Bunlar yaşayan olmak zorunda değil; yazar, çizer, düşünür, mizahçı, filozof, sanatçı, spor adamı olabilir; mesleğinin ötesinde ama “insan” olan herekse g aklım, gönlüm ve kalbim açıktır. İnsanca değerleri olmayanlara ise ne yazık ki uzak durmaya ve onlara uzak durmaya özen gösteriyorum. Kendimi de kimseye ispat etme duygusunda da değilim ve kimseye de tavsiye etmem. Özsaygısını kazanmış değerleri ve bu dünya ve insanlık adına meselesi olan kim olursa olsun benim dostumdur. Pir Hünkâr Hacı Bektaş’ın dediği gibi, “ Dili ve dini ne olursa olsun iyiler iyidir.” İyi olmaya özen gösteren ve iyiliği hayatının bir parçası yapan herkese selam olsun. Artık şikâyet eden, başkalarını çekiştiren, düşmanın dışarda olduğunu düşünen her kim varsa “iğneyi önce kendilerine batırmalarını” tavsiye ederim. Bir gazetede bir yazarın ifade ettiği gibi; “Şeytanı dışarda aratan, içteki şeytanın şeytanlığıdır.” sözü bu makalenin yazılmasına ve üzerinde düşünmeye değecek kadar önemli buluyorum…

 

Turgay Biçer, 26 Ocak 2024

Prof.Dr. Turgay Biçer © Şubat 2016 İstanbul | Tüm hakkları saklıdır.

Web Tasarım By Ahmet Biçer